Nazım Hikmet Kimdir? Şairin Kısa Yaşamöyküsü

Nazım Hikmet Kimdir? Kısa Yaşamöyküsü

Nazım Hikmet Ran, 20. yüzyıl Türk edebiyatının en büyük şairlerinden biri olarak kabul edilir. Sadece şiirleriyle değil, aynı zamanda siyasi duruşu ve yaşam tarzıyla da Türkiye ve dünya edebiyatında derin izler bırakmıştır. Bugün, ölümünün üzerinden geçen yıllar boyunca Nazım Hikmet’in eserleri ve fikirleri hâlâ canlılığını korumaktadır.  Bu yazıda, büyük şairin hayatına, eserlerine ve ölümüne dair kısa bir yolculuğa çıkacağız.

Nazım Hikmet'in siyasi yaşamına ve eselreine dair bir biyografiyi Hikmet Akgül'ün Nazım Himet Siyasi Biyografi adlı eserinde bulabilirsiniz.

Nazım Hikmet'in Kısa Biyografisi

Nazım Hikmet, 15 Ocak 1902 tarihinde Selanik'te doğdu. Ailesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun önde gelen bürokratlarından ve kültürlü bir çevreden geliyordu. Babası Hikmet Bey, Dışişleri Bakanlığı'nda görev yaparken annesi Celile Hanım ise ressamdı. Nazım Hikmet’in sanata olan ilgisi, bu entelektüel aile ortamında şekillendi.

Eğitim hayatına İstanbul’da başlayan Nazım Hikmet, Nişantaşı Sultanisi’nden mezun olduktan sonra Heybeliada Bahriye Mektebi’ne girdi. Ancak, sağlık sorunları nedeniyle denizcilik kariyerini yarıda bırakmak zorunda kaldı. Eğitimine devam etmek için Moskova’ya giden Hikmet, burada Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde (KUTV) eğitim aldı ve Marksizm üzerine fikirlerini olgunlaştırdı. Dünyanın her yerinden gelen insanlarla tanıştı ve bu dönemde edebi çizgisi de şekillenmeye başladı.

Nazım Hikmet, edebiyata 1920’lerin başında şiir yazarak başladı. İlk şiir kitabı "Güneşi İçenlerin Türküsü" 1924 yılında yayımlandı ve bu eserle büyük bir yankı uyandırdı. Moskova’da aldığı eğitimin de etkisiyle, eserlerinde sosyalizmin yankısını görmek mümkündür.

Nazım Hikmet'in Komünist Kişiliği ve TKP ile İlişkileri

Nazım Hikmet'in komünist kimliği, Moskova'da aldığı eğitim ve burada tanıştığı düşüncelerle şekillendi. Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'nde (KUTV) aldığı eğitim, onun siyasi düşüncelerini derinleştirirken, ideallerini de pekiştirdi. KUTV, Sovyetler Birliği'nin sosyalizmi yaymak ve Doğu ülkelerinden gelen öğrencilere Marksist-Leninist eğitim vermek amacıyla kurulmuştu. Burada, dönemin önde gelen sosyalist düşünürleriyle tanışma ve onlardan ders alma fırsatı buldu.

Türkiye'ye döndüğünde, Türkiye Komünist Partisi (TKP) ile aktif olarak ilişki kurdu. TKP, o dönemde Türkiye'de yasadışı olarak faaliyet gösteren bir parti olmasına rağmen, Nazım Hikmet gibi entelektüellerin desteğiyle gücünü koruyordu. Nazım Hikmet, parti içinde çeşitli görevler üstlendi. Bu dönemde yazdığı eserler, onun siyasi düşüncelerinin ve sosyalist ideallerinin bir yansımasıdır.

Nazım Hikmet’in komünist kimliği, eserlerinde de açıkça görülür. "835 Satır" ve "Jokond ile Si-Ya-U" gibi eserlerinde, işçi sınıfının mücadelesini ve sosyalist devrim ideallerini işler. Onun için şiir, sadece estetik bir ifade aracı değil, aynı zamanda politik bir mücadele aracıdır.

Nazım Hikmet'in Edebi Çalışmaları ve Temaları

Nazım Hikmet’in şiirlerinde işlediği başlıca temalar arasında aşk, özgürlük, barış ve sosyal adalet bulunmaktadır. Onun şiirleri, sadece duygusal bir anlatım sunmaz, aynı zamanda toplumun sorunlarına da ayna tutar. Örneğin, "Kuvâyi Milliye Destanı" adlı eseri, Kurtuluş Savaşı’nı ve bu savaşın kahramanlarını epik bir dille anlatır. Bu eser, aynı zamanda Nazım Hikmet’in halkına olan bağlılığını da gösterir.

En bilinen eserlerinden biri olan "Memleketimden İnsan Manzaraları", Nazım Hikmet’in ustalığını ve gözlem yeteneğini sergiler. Bu uzun şiir, 1939-1945 yılları arasında Türkiye’deki sıradan insanların hayatlarını destansı bir dille anlatır. Eser, toplumun her kesiminden insanın hikayesini içerir ve bu yönüyle bir toplumsal panorama sunar.

Nazım Hikmet’in tiyatro oyunları ve romanları da en az şiirleri kadar etkileyicidir. "Ferhad ile Şirin", "İvan İvanoviç Var mıydı, Yok muydu?" gibi oyunları, onun tiyatro alanındaki yeteneğini gösterirken, "Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim" romanı ise otobiyografik unsurlar taşıyan önemli bir eserdir.

Siyasi Mücadelesi ve Hapis Yılları

Nazım Hikmet, sadece bir şair değil, aynı zamanda aktif bir siyasi figürdü. Türkiye’deki sosyalist hareketlerin içinde yer aldı ve bu nedenle birçok kez tutuklandı. 1938 yılında "orduyu isyana teşvik" suçlamasıyla yargılandı ve 28 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Hapishane yılları, onun edebi üretimini durdurmadı; aksine bu dönemde birçok önemli eser yazdı. "Taranta Babu’ya Mektuplar" ve "Saat 21-22 Şiirleri" bu dönemde yazdığı eserler arasındadır.

Nazım Hikmet’in hapishane yılları, onun hem fiziksel hem de zihinsel dayanıklılığını test etti. Ancak, bu zorlu dönemler, onun yaratıcı gücünü azaltmak bir yana, daha da pekiştirdi. Hapishanedeyken yazdığı eserlerde, adalet, özgürlük ve insan hakları gibi temalar daha da belirginleşti. Onun için yazmak, bir direniş ve özgürlük mücadelesiydi.

Nazım Hikmet'in Sürgün Yılları ve Ölümü

Nazım Hikmet, 1950 yılında uluslararası baskılar sonucunda serbest bırakıldıktan sonra, 1951 yılında Türkiye'den ayrılmak zorunda kaldı. Hayatının geri kalanını Sovyetler Birliği’nde ve Doğu Bloku ülkelerinde geçirdi. Bu sürgün yılları, onun eserlerine yeni bir perspektif kattı. Ancak memleket hasreti şiirlerinde hep hissedildi.

Nazım Hikmet, 3 Haziran 1963 tarihinde Moskova’da kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Ölümü, dünya çapında büyük bir üzüntü yarattı. Nazım Hikmet’in mezarı, Moskova’daki Novodeviçi Mezarlığı’nda bulunmaktadır.

Nazım Hikmet, sadece Türk edebiyatının değil, dünya edebiyatının da önemli figürlerinden biridir. Şiirleri, birçok dile çevrildi ve dünya genelinde okurlar tarafından büyük ilgi gördü. Nazım Hikmet’in eserleri, onun insana ve insanlığa olan inancını, adalet ve özgürlük mücadelesini yansıtır. Bugün hâlâ eserleri okunmakta, üzerine araştırmalar yapılmakta ve anılmaktadır.

Nazım Hikmet, yaşamı ve eserleriyle sadece bir şair olarak değil, aynı zamanda bir düşünür ve aktivist olarak da derin izler bırakmıştır. Onun şiirleri, her dönemde güncelliğini koruyan temaları ve insanlık sevgisi ile bize yol göstermeye devam ediyor. Nazım Hikmet’in anısını yaşatmak ve eserlerini yeni nesillere aktarmak, onun mirasına sahip çıkmanın en güzel yolu olacaktır. Bugün, büyük şairi anarken, onun dizeleriyle umutlanmak ve insanlık adına daha güzel bir gelecek hayal etmek, Nazım Hikmet’e en büyük saygı duruşu olacaktır.

Kapat